Ludwig Van Beethoven [1770-1827]
1770 yılında Almanya'da (Bonn) doğan Beethoven, frengi hastası bir anneden işitme özürlü bir çocuk olarak dünyaya gelmişti. Babası Johann saray müzisyeniydi. İlk piyano derslerini henüz dört yaşındayken babasından aldı. Katı bir insan olan babası çocuğunu çok zorluyor, henüz dört-beş yaşında olan ve parmakları piyanoya yetişemeyen çocuk bazen bu çalışmalar sırasında gözyaşı döküyordu.
Babasının hayali Ludwig'in tıpkı Mozart gibi muhteşem çocuk olarak üne kavuşmasıydı. Ancak babasının bu hayali olmayacak Beethoven daha sonra üne kavuşacaktı.
Ludwig Van Beethoven bir dahi çocuk değildi. Ona bestecilik öğretmekte olan Albrechtsberger, "Beethoven şimdiye kadar bir şey öğrenemedi. Bundan sonra da öğreneceği yok. Besteci olarak ben onda en küçük bir ümit dahi göremiyorum" demişti. Beethoven'a bir süre armoni dersleri veren Hayd bile, öğrencisinin meziyetlerini farkedememişti. Ama piyanosunun başına geçtiği zamanlar her şey değişiyordu. Daha küçük yaşta iyi bir piyanist olacağını ispat etmişti. Kısacık, küt parmaklarıyla piyanonun tuşları üzerinde harikalar yaratıyordu. Babasına daha dört yaşındayken piyano ve keman dersleri vermeye başlamıştı.
Beethoven demokrasiden yanaydı. Hayatı aydınlanma çağının ve Fransız İhtilalinin entellektüel pırıltısı içinde geçiyordu. Eserlerinde özgürlük ve eşitlik üzerine kurduğu dünya idealini yansıtan Beethoven için insan hakları, demokrasi ve barış çok önemliydi. Bir fikri tohum halinde alıp besteye dönüştürürdü. O modern müziği keşfetmişti.
Geçirdiği kötü çocukluk onu kendi kendisini eğiteceği, tutkulu bir hayata taşıdı. Aristokrasi içinde oldukça seçkin insanlarla, düşünürlerle, sanatçılarla birlikte oldu. Mozart ve Goethe tanıştığı ünlü isimlerdendir. İsmindeki 'van' eki ona bu konuda yardımcı olmuştu çünkü insanlar bu eki soyluluğu gösteren 'von' ekiyle karıştırıyordu.
1798 yılında Beethoven işitme problemleri yaşamaya başladı. Bu tarihten itibaren 21 yıl boyunca hiç kimseyle iletişim kurmadı. Ancak 1819 yılına gelindiğinde yazarak insanlarla diyalog kurmaya başladı. 21 yıl boyunca çekilen yalnızlık çok derin acılar yaşamasına neden oldu. Beethoven bütün senfonilerini işitme problemi yaşamaya başladıktan sonra bestelemesi de dikkate değer bir olaydır.
1826'da kardeşi Karl ile Gneixendorf'ta yaptığı tatilin ardından Viyana'ya dönüşünde, siroz hastalığı iyice ilerlemiş, yataktan kalkamaz olmuştu. 26 Mart 1827'de hava iyice bozmuş, durmadan yağmur yağıyordu. O sırada akan büyük bir şimşekle Beethoven'in odası aydınlandı. Aynı anda, yumruğunu havaya kaldıran Beethoven'in gözleri birkaç saniyeliğine hayata meydan okurcasına açıldı, ve ardından bir daha açılmamak üzere kapandı. Doktorlar bunun Beethoven'in anlamlı bir hareketi değil, sadece ışığa karşı bir tür refleks olduğunu söylemektedirler. Beethoven yaklaşık 30.000 kişinin katıldığı bir cenaze töreninin ardından Wahring mezarlığına defnedildi. 1888'de ise naaşı Viyana Merkez Mezarlığı'na Schubert'in mezarının yanına aktarıldı.
Beethoven, bestelerinin aslında kendisine ait olmadığı, yeteneğinin onda değil, ona yazdıranın arzusuna bağlı olduğudur. Şöyle der; "Müzik benim ilham yeteneğimden çok, Yaradan'ın en iyisini yapma arzusuna bağlı. Fikirler doğru olduğunda ön hazırlığın hiç bir önemi yoktur. Beste yaptığımda herşey gözlerimin önündedir. Yenilikler ve keşifler, hiç düşünmeksizin kendiliğinden besteciye gelirler"
Bestelerinin oluşmasını sağlayan ilham, genellikle gece uykusunda geldiği için, yatağının yanında devamlı kağıt kalem bulundurur. "Gece uyandığımda, aklıma birşey geldiğinde onu hemen yazmalıyım. Yoksa unutabilirim" der. Aynı dönemde yaşayan Kloeber, onun hakkında anlattığında; "O'nu izlemek oldukça ilginçti. Elinde kağıt kalemle dolaşırdı. Bir gün yolda caddenin öbür tarafında yürüyordu, aniden çam agacının altına yattı.Uzun uzun gökyüzünü seyre daldı" Bu uzun trans hallerinde aldığı zevki şöyle anlattı; "Tanrısallığa yaklaşmaktan ve insanların üzerindeki ışıklara kendini bırakmaktan daha güzel hiç bir şey yoktur."
"Ne istediğimin net olarak bilincine vardığımda, düşünceler derinliklerde dönüp duruyor. Asla beni bırakmıyor. Düşünceler büyüyor, yükseliyor, yayılımın tamamını bir tablo olarak görüyor ve duyuyorum. Akşam olduğunda hayranlıkla gökyüzüne dalıyorum. Işıklı bedenler sürüsü, güneş yada toprak olarak adlandırılmışlar ki, sonsuz yörüngelerine doğru ilerliyorlar. Ruhum uzak yıldızlara yöneliyor. Milyonlarca yıl ötesine, yaratılmış olan varlıkların ve sonsuza kadar yaratılacak olan varlıkaların kaynağına. Kalbimde olanın çıkması lazım. İşte bunun için yazıyorum. Müzik, bilgelik ve filozofluk vahiysinden çok daha üstün bir vahiydir; Kim müziğimin anlamını sezebiliyorsa, asla zavallı olmayacaktır. Aksi takdirde diğer insanlarla sürüklenip gider. Ben olanım, ben herşeyim, olan, olmuş olan, olması gereken.Hiç bir ölümlü örtümü kaldıramadı."
Beethoven Tanrı hakkında, düşüncesi "Bakışlarımı gökyüzüne kaldırdığımda içimi çekiyorum. Çünkü gördüklerim dinime ters düşüyor. Müziğin Tanrı sesi olduğunu hissetmeyen bu dünyayı lanetliyorum. Dostum yok, tek başımayım. Ama Tanrı bana tüm sanatımdan daha yakın.O'ndan korkmuyorum. Ona her zaman inandım ve O'nu anladım."
Brahma hakkındaki düşünceleri; "Brahma, her bilgiyi kendi kendinden alıyor. Zekası her şeyi kapsıyor ve herşeye kadir. Kadirlik tüm bilgilerimin üstündedir. Her şey kadirliğin içinde. Ne geçmiş, ne şimdi, ne gelecek vardır, ne de bundan kaynaklanan varoluş çeşitleri."
Beethoven, son zamanlarında tamamen sağırlaştığı için, ancak yazarak anlaşabiliyordu. En önemli eserlerini sezgisel, hiç duymadan işte bu dönemde besteledi. Ay ışığı sonatı, misa solemnis ve nihayet dokuzuncu senfonide Goethe'nin sözleriyle sessizlikten seslendi;
Milyonları kucaklayın…
Bu öpücüğü dünyaya sunuyorum…
Kardeş olun ey insanlar, bunu ister Tanrınız…
Kategori: Yazılar